• Gediz Fragmanı

    Mēn/Mâh


    Suda akseden hayaletimi gördüm dün gece,
    Ebeledi beni hayalimden,
    Korktum ve kaldırdım başımı Ay’a acemice,
    Utancımdan kıpkırmızı oldu şu çehrem,
    Dualar eder oldum dökülen mehtaba öylece,
    Her dalgada kırılan ışık hüzmesinde,
    Birer ses duyar oldum, dalgaların okşadığı
    — nağmelerden içeri sızdı harfler
    Dedi;
    Ece/Ecce/Ecce-Βασιλεία.

    Hilali taşıdığın bedeninle ebele beni,
    Arka arkaya düşelim asırların denizine,
    Ve parıltımızla aydınlansın, çıksın mehtâp
    Karanlığın en derin yerinden mücevher gibi,
    medcezirin ışıkları, örtsün bütün şehri
    —sesi kısılmış bir şerh gibi—

    Bu kavuşmanın esrârengiz… hayır;
    fazlaca açıklığından.

  • Melissa

    Şevkle kutlayalım Zühre yıldızının kovanını, 
    Zevkle tadayım o kovanın tatlı mı tatlı balını,
    Akan kehribar şerbet kirpiklerine damlamış,
    Gözlerin bu lütufla güneşten ala parıldamış.
    Mahrem Akdeniz adalarının koylarında, 
    Melissa, amberden bir mücevher olmuş.
    Teninde akseden kızılca ışıklar sanki, 
    Lavdan kızaran bir bakır sürahinin sûreti,
    Dudaklarından uçuşan her kelâm öyle ki,
    Dallarda saklanan bir kuşun mahremiyeti.

    Thera'da, şerhinde kaybolduğum şehirde,
    Süt yerine bal, aşk yerine arılar var,
    Yanardağların taştığı o vehim günde,
    Vaat edilmiş olan yahut olacak ne var?

    Mahvolmuş Kiklad adalarının koylarında,
    Melissa, donmuş ateşten bir yol olmuş.

    Belinden dökülen teri inciden bir gerdan sandım,
    Bu zanna kapılmakla bir mührün gizine kandım,
    Melissa, hayalimde yaşayan bir mâbude,
    Amber gerdanlığı mâzîde söylenen bir müjde.